Her büyük metropolde, gökdelenler yukarıya, taksi ve satıcılar sokak seviyesinde yükseliyor ve metrolar aşağıda gürültülü. Ancak telaşlı yüzeyin altında daha derin olan, gizemli ve büyüleyici geçmişi olan diğer sessiz dünyalar vardır.Yer altı şehirleri - Cities Underworld - , yeryüzündeki en kalabalık şehirlerin altında gizlenmiş inanılmaz geçmişleri ortaya çıkarmak için zaman katmanlarını (çoğunlukla yüzlerce metre kalınlığında) soyuyor. Dünyada Paris, New York, Roma ve Şangay gibi şehirler, bir zamanlar ürkütücü mezar mezarlarından gizli gizlenme gezileri ve eski su kemerleri ile yeraltı topluluklarına kadar önemli işlevlere hizmet eden uzun dalgıç ağları barındırıyor. Şimdi, TARİH KANALI, bu gizemli alemleri, yapımlarının teknolojik başarılarından, yüzyıllar boyunca bu yeraltı mucizelerini örten efsanelere ve şehvetten inceliyor.
Cities of the Underworld, modern şehirlerin altında gizlenmiş tünelleri, mezarları, sığınakları ve antik altyapıları keşfe çıkaran, History Channel’ın ödüllü belgesel dizisidir. Sunucu Don Wildman, kamera ekibiyle birlikte İstanbul’dan Edinburgh’a, Paris’ten Tokyo’ya kadar uzanan zorlu iniş-çıkışlar yapar; dar koridorlardan sürünerek, ortaçağdan kalma kanalizasyonlar ve Soğuk Savaş sığınaklarında nefes kesen bir yolculuğa rehberlik eder. Her bölüm, yerkürenin altındaki katman katman tarih dokusunu arkeolojik bulgular, LIDAR taramaları ve 3-B lazer modellemelerle anlatır. Dünya savaşları sırasında açılmış gizli karargâhlar, Roma’nın su kemeri labirentleri, eski uygarlıkların yeraltı şehirleri ve modern metrolara entegre edilen tünel ağları tek tek incelenir. Böylece dizide yalnızca muazzam mühendislik çözümleri değil, aynı zamanda bu yapıları inşa eden insanların inançları, korkuları ve günlük yaşamları da sahneye çıkar.
Dizinin özgün gücü, “saha keşfi + tarihsel geriye sarmayı” dinamik kurguyla birleştirmesidir: Wildman her kapıyı açtığında önce çamurla kaplı bir geçit gösterilir; ardından CGI sekansı devreye girer ve koridor, inşa edildiği döneme ışınlanır. Bu teknik, seyirciye bir anda Bizans-Osmanlı su sarnıçlarının cıvatalarını, Viktorya döneminin toplu mezar galerilerini veya Nazilerin roket rampalarını “yerinde” deneyimleme hissi verir. Bölümlerin finalinde modern şehir planlamacıları ile röportajlar yapılarak “tarihin bu katmanları geleceğin altyapısını nasıl etkiler?” sorusu tartışılır – böylece program yalnızca geçmişe değil, kentsel sürdürülebilirliğe de bakar.
Cities of the Underworld, dar tünellerdeki aksiyonu, yüksek prodüksiyonlu reenaktmanları ve akademik derinliğiyle hem macera severleri hem arkeoloji meraklılarını memnun eder. Kahramanmaraş’taki Derinkuyu benzeri yeraltı kentlerinden Londra’nın gizli tren istasyonlarına kadar uzanan bu dizi, “ayaklarımızın altında ikinci bir şehir yatıyor” gerçeğini çarpıcı biçimde gösterir. Sonuçta izleyici, metropollerin yalnızca gökdelenlerle değil, toprağın altında saklanan hikâyelerle de şekillendiğini keşfeder.
“Cities of the Underworld”, dev metropollerin altındaki gizli koridorları kimi zaman Indiana Jones havasında, kimi zaman mühendislik dersi titizliğiyle keşfe çıkarıyor. Yeraltı tarihini koklamak isteyenler için vazgeçilmez.